Polikistik Over Sendromu

0

Polikistik Over Sendromu, Ergenlerin canını sıkan sorunlardan biridir. Toplumda görülme sıklığı genel olarak %6-8 civarındadır. Başlatıcı faktör veya faktörler henüz tam olarak anlaşılamamakla beraber genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıkmış bir hastalık olarak değerlendirilebilir. PKOS lu kadınların anne ve kız kardeşlerinde de benzer bulgular sıklıkla vardır. Dolayısıyla aile öyküsü tanı koymakta çok yardımcıdır. Adet düzensizliği ( 35 günden daha seyrek adet görme veya yılda 10’ dan daha az adet görme şeklinde), tüylenme, sivilcelenme, yağlı cilt yapısı  ve saç dökülmesi ile kendini gösterir.  Hastalığın hala herkes tarafından kabul edilen tam ve tek tip bir tanımı mevcut değildir. Yakınma ve bulguları kişiden kişiye çok farklılık gösterir ve zaman içinde değişime uğrar. Bütün bulgulara sahip hastalar olabileceği gibi bulgulardan sadece birini içeren hastalar da olabilir. Erken yaşlarda daha çok adet düzensizliği ile fark edilirken,  daha ileri yaşlarda tüylenme ve çocuk sahibi olamama ön plana çıkar. Bununla birlikte, hastalık etnik kökenlere göre de farklı seyir gösterebilir. Örneğin siyah kadınlarda tüylenme artışı beyaz kadınlardan daha sıktır. Hastalığın bulguları genç kızlık ve ergenlik döneminde pik yapar ve 40 yaş sonrası etkisini giderek kaybeder. Bu sebeple sıklıkla ergenlik döneminde tanı konur.

Hastalar sıklıkla kiloludur. ( %40-60) Kilo sorunu olan bayanların mutlaka araştırılması gereklidir. Obezite (şişmanlık) vücut kitle indexi ile hesaplanabilir. (Vücut kitle indeksi vücut ağırlığın (kg) boyun (metre) karesine bölünmesi ile elde edilir. 30 un üzeri obezite kabul edilir) Normal vücut ağırlığına sahip PKOS hastalarında da ağırlık yönünden eşleştirilmiş sağlıklı kontrollere göre bel çevresi  ve bel/kalça oranı artmıştır. PKOS hastalarında artmış androjen düzeyleri erkek tipi obeziteye neden olur. Erkek tipi obezitede bel çevresi ve bel /kalça oranı artmıştır. (Bel çevresi ≥80cm, Bel /kalça oranları ≥0,85) Polikistik over sendromu aslında anne karnında başlar. Bu durum tutumlu genler hipotezi ile açıklanır. Bu kişilerde anne karnında bebek iken gelişme geriliği görülür. Anne karnında besinlerden  ve enerjiden yoksun kalan bebek, doğduktan sonra bu yoksunluk ortadan kalktığında bunları vücudu tutumlu kullanmaya başlar ve  biriktirme alışkanlığı ortaya çıkar. Bu sebeple obezite görülür. Kilo alımı polikistik over sendromu belirtilerinin şiddetini arttırır ve ileride birtakım sağlık sorunlarının görülmesini kolaylaştırır. Bu sebeple ideal kilo ve kilonun kontrolü mutlaka sağlanmalıdır. Polikistik over sendromunda diyet çok önem taşır. Sık sık ara ara beslenilmelidir. Bu açlık krizlerini azaltır, vücut yağlanmasını ortadan kaldırır.  Doymuş yağlardan fakir, glisemik indeksi düşük ve yüksek lif içeren diyet önerilmektedir. Beslenmede  günlük toplam yağ tüketimi enerjinin %30 unu geçmeyecek şekilde olmalıdır. Doymuş yağlardan fakir doymamış yağlardan zengin beslenilmelidir. Doymuş yağlar kan kolesterolünü yükseltir. Diyetle doymuş yağ asitleri günlük toplam enerjinin % 7 sinden az tüketilmelidir. Bu da toplam yağ tüketiminin üçte biri kadardır. Çoklu doymamış yağlar günlük toplam enerjinin % 10’u, tekli doymamış yağlar % 15 ini oluşturmalıdır. Hayvansal kaynaklı yağlar ve katı margarin yerine bitkisel yağlar (zeytinyağı, soya, ayçiçeği) tercih edilmelidir. Kolesterol içeren besinler diyetten çıkarılmamalıdır ancak sınırlandırılmak gerekir. (Kolesterol içeren besinler. Süt, peynir, tavuk, balık, et, yumurta ) Düşük glisemik indeksli gıdalardaki (Kepekli un, esmer şeker, kepekli pirinç, kepekli makarna, kuru baklagiller, meyveler(muz, incir, kavun hariç), yulaf, çavdar ekmeği, bezelye, yeşil fasulye, barbunya). glikoz kana daha yavaş karışır; kan şekeri ani yükselip ani düşmez. Hemen acıkma olmaz ve daha uzun süre tokluk hissi oluşur. Yüksek glisemik indeksli gıdalar: beyaz un, beyaz pirinç, reçel, bal, makarna, kek, şeker, kızarmış patates, havuç. Posa besinlerde bulunan karbonhidratların sindirilemeyen kısımlarıdır. Yüksek lif içeren( posalı) besinler (Kuru baklagiller, taze ve kuru meyveler, sebzeler, kepekli ürünler, çavdar, yulaf, tam buğday ekmeği ve bulgur) kan şekerinin yükselme hızını  düşürür, insülin ihtiyacının azaltır, tokluk hissi vererek kilo kaybını sağlar. Aynı zamanda yüksek oranda kan yağlarının düşürür, bağırsakların çalışmasını düzenleyerek kabızlık oluşmasını engeller. Kilo kontrolünde beslenme dışında egzersiz de çok önem taşır. Kalp sağlığı için hafif veya orta düzeyde aktivite yapılmalıdır. Egzersiz;

HDL yi arttırır, kalp krizi riskini azaltır.
Glikozun hücre içinde kullanımını arttırarak kandaki şeker düzeyini azaltır.
Dolaşımı arttırarak pıhtılaşma riskini azaltır.
Kan basıncını azaltarak hipertansiyon riskini azaltır.
Obezitenin ortaya çıkardığı risklerden korur
Karın bölgesindeki yağlanmanın azaltılması yumurtlama, androjen fazlalığı ve metabolik anormalliklerin düzeltilmesine yararı vardır

Androjen hormonlarının artışına bağlı klinik bulgular ( tüylenme artışı, akne, yağlı deri değişiklikleri, saç dökülmesi)  hastaların yaklaşık yarısında vardır. Tüylenme artışı en sık bulgudur. Üst dudak, alt çene, şakaklar, göğüs, göbek çevresi, sırt, bel, uyluk iç kısımlarında erkek tipi ve uzun kıllar görülmektedir. Tüylenme artışının çözümü hemen laserde aranmamalıdır, öncelikle sebep araştırılmalıdır. Doğum kontrol hapları tüylenmenin ilaçla tedavisinde en uygun seçenek olarak görülmektedir. Tüylenme tedavisi sabır gerektirir. Kıl foliküllerinin yaşam süresi 6 aydır. Bu sebeple ilaç tedavilerinde etkinliğin görülmesi için 6 ay beklenilmelidir. Sonrasında laser tedavisinden daha çok fayda görülür.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.