Ergenlik sivilceleri

0

Ergenlik sivilceleri nedir?

  1. GÜN AKNE
    Çoğunlukla 14 – 20 yaş aralığında ortaya çıkan, yüz ve gövdenin üst yarısında (göğüs, sırt, omuzlar) yerleşen, toplumların yaklaşık olarak %80 ini etkileyen bir yağ bezi – kıl follikülü (pilosebase ünite) hastalığıdır. Anatomik olarak yağ bezi, kıl gövdesi ve kökü birleşik bir birim şeklindedir bu sebeple ünitenin bir bölümündeki sorun dolaylı olarak diğer bölümünü de etkiler. Sözü edilen yaş aralığı dışında farklı yaş gruplarında da akne ile karşılaşabiliriz. Örneğin; Yeni doğan döneminde anneden geçen hormonların veya anne tarafından kullanılan bir takım ilaçların etkisiyle görülebileceği gibi geç erişkin yaşta, özellikle kadın bireylerde menopoz öncesi ve menopoz döneminde hormonal denge değişikliklerine bağlı akne oluşabilir. İlaç aknesine sebep olan başlıca ilaçlar da, steroidler (kortizon grubu ilaçlar ), antiepileptikler (sara hastalığı = havale ilaçları), tüberküloz (verem) ilaçları, antipsikotikler (lityum) gibi ve antidepresan ilaçlar olarak sıralanabilir. Ergenliğe giriş ile salgılanan hormonlar (özellikle androjenik hormonlar) derinin doğal yağ salgısını sağlarlar. Bu dönemde kız ergenlerde daha erken yaşta – ortalama (14-17) -, erkek ergenlerde ise daha geç yaşta – ortalama (16-19) – değişen şiddette akne sorunu yaşanır. Erkek ergenlerde kız ergenlere göre akne şiddeti daha yüksek olma eğilimindedir. Aknenin tıbbi dildeki tam adı Acne Vulgaris olup, ergen bireydeki psikososyal etkileri sebebiyle özel bir öneme sahiptir.

Akne oluşumun da pek çok faktör sorumlu olduğu için multifaktoriyel bir durum olarak kabul edilir. Bu faktörler arasında, hormonal faktörler (ergenlik, yumurtalık ve böbrek üstü bezi hormon hastalıkları v.b) genetik faktörler, yapısal faktörler, (deri tipi), kişisel faktörler (temizlik ve kozmetik bakım alışkanlıkları), çevresel faktörler (güneş, iklim koşulları, deniz seviyesinden yükseklik, nem oranı, endüstriyel atıklara bağlı çevre kirliliği v.b), beslenme alışkanlıkları (fast food, glisemik indeksi yüksek yoğun karbonhidratların ve inek sütünün aşırı tüketimi v.b.) sayılabilir.

Akne elemanları ikiye ayrılır :

1 – İltihaplı olmayan elemanlar: Açık ve kapalı siyah noktalar.

2 – İltihaplı elemanlar: Deriden kabarık, kızarık başlı (püstül) veya başsız (papül) elemanlar, yüzeyden fark edilmeyen, dokunmakla ele gelen cilt altında derin iltihabi elemanlar (nodül ve kistler).

Ergenliğe girişle hormonal faaliyetin neticesinde deride yağ salgısı artışı ile aile tarafından izlenen ve tanımlanan saç derisinde koku değişikliği, yüzde hafif siyah noktaların belirmesi, gibi başlangıç belirtilerde bir dermatoloğa başvurularak muayene ve şiddet tayini akabinde öneriler alınmalıdır.

Sorun henüz kozmetik seviyedeyken dermatolog görüşü ile aknenin tıbbi şiddete dönüşmesi engellenebilir. En basit yapılabilecekler şu şekilde sıralanabilir:

Ergenliğe girişten itibaren ;

  • Deri tipine uygun temizleyicilerle cildin düzenli olarak sabah veya akşam temizlenmesi.
  • Yağ / nem dengesini korumaya yönelik, gözenek tıkanması oluşturmayacak yağsız tıbbi kozmetik nemlendiriciler ile cildin nemlendirilmesi, düzenli günlük kapatıcı makyajdan (pudra ve fondöten ile kamofulajdan ) kaçınılması.
  • Yüzü örten saç stillerinden ve düzenli günlük yoğun saç şekillendirici ürün kullanımından kaçınılması.
  • Uyku öncesi makyajın mutlaka temizlenmesi.
  • Yoğun güneşlenmeden kaçınılması.
  • Cilt sağlığı için hayati olan günlük düzenli bol su tüketimine önem verilmesi.

Erken dönemde bu basit tedbirleri dermatolog danışmanlığıyla almamıza ve harfiyen uygulamamıza rağmen sivilce şiddeti artar ve tıbbi boyuta ulaşırsa yine ilk olarak başvuracağımız merci bir dermatoloji uzmanı olmalıdır. Dermatoloğumuzun düzenleyeceği tedavi, sorunun şiddetine (hafif, orta, ağır), hasta özelliklerine (yaş, cinsiyet, yaşam şekli, tedaviye uyum, karakter özelliği ve tercih) ve mevsime göre değişecektir. Klinik koşullarda dermatolog gözetiminde seanslar halinde uygulanan klasik cilt bakımı, fiziksel ve kimyasal peeling bazen tek başına yeterli olabileceği gibi bazen de reçeteli tıbbi tedaviye eklenebilir. Hafif ve orta şiddette aknede dıştan, orta ve ciddi şiddette aknede ise dıştan ve ağızdan tedaviler uygulanır.

Aknede doğru bilinen yanlışlar ise şöyle özetlenilebilir:

  • Yüzümü ne kadar sık yıkarsam o kadar çabuk iyileşirim. (aşırı temizlik anlayışı, aksine, yağ-nem dengesini bozarak tahriş ve egzamaya zemin hazırlar.
  • Sivilcelerim karaciğer hastalığından kaynaklanıyor: İnatçı ve ağır akne, kadın ergen ve genç erişkinlerde polikistik over sendromundan kaynaklanabilir (PCO = yumurtlama düzensizliği), hem kadın hem de erkek ergen ve genç erişkin bireylerde ise, böbrek üstü bezi hormon sorunlarına işaret edebilir, karaciğer ile bir ilişkisi yoktur.
  • Devamlı güneşlenirsem sivilcelerim kurur : Hafif güneşlenme kurutucu etkide bulunabilir, aksine fazla güneşlenme tıkayıcı etki ile siyah nokta ve sivilceleri arttırır.
  • Kese yapmak sivilcelerime iyi gelir : İltihaplı elemanların yoğun olduğu hastalarda kese ve benzeri fiziksel uygulamalar aksine, sivilcelerin yayılmasına sebep olur.
  • Sivilcelerimi sıkarsam daha kolay iyileşirim: Olgunlaşmamış, baş vermemiş sivilcenin boşaltılmaya çalışılması, iltihabın artışına ve yayılmasına sebep olur. Olgunlaşmış iltihaplı elemanlar da ancak dermatolog gerekli görürse özel tekniklerle boşaltılmalıdır.
  1. GÜN: HAMİLELİK VE DOĞUM SONRASI DÖNEMDE DERİ BAKIMI:

Kadınların altın çağı dediğimiz en önemli dönem, hamilelik ve annenin bebeğini kucağına aldığı doğum sonrası dönemdir. Peki bu dönemlerde deri bakımı nasıl olmalıdır ve nelere dikkat edilmelidir:

  • Kadın hayatında önemli evreler ergenlik, gebelik, doğum ve doğum sonrası ile menopoz dönemleridir. Gebelik, bunların arasında dönüm noktası diyebileceğimiz olağanüstü bir dönemdir. Yoğun hormonal farklılık dolayısıyla dolaşım ve metabolizma hızlanır diğer organlarda olduğu gibi deride de bir takım değişiklikler izlenir.
  • Gebeliğin ilk 3 ayından derinin doğal yağ salgısı olan sebum da artışı nedeniyle, hiç akne yatkınlığı olmayan anne adaylarında dahi akne (sivilce) görülebilir. Bu dönemde kimyasal olmayan, organik güvenilir temizleyicilerle deri temizliğine özen gösterilmelidir. Güvenli ve ehil ellerde, dermatoloji hekiminin gözetiminde, kimyasal madde kullanılmadığı sürece, cilt bakımı yaptırılabilir. Kimyasal değil, talep ve gereklilik varsa, mekanik (fiziksel) peelingler tercih edilmelidir.

Pigmentasyon (renk) değişiklikleri:

  • Meme başlarında koyulaşma.
  • Göbek – göğüs arasında uzanan dikey çizgide koyulaşma (Linea nigra).
  • Vücuttaki tüm benlerde sayıca ve ebatça çoğalma.

Yüzde (elmacık, alın ve burunda) gebelik maskesi oluşumu (Chloasma): Bu sebeple bilhassa esmer anne adaylarının organik ve mineral filtre içeren güneş koruyucu ürün kullanımı şarttır. Güneşe çıkmadan otuz dakika önce yeterli miktarda yüze sürülmeli ve açık havada iseler 3 saatte bir uygulama tekrarlanmalıdır.

Saç değişiklikleri: Saç hücrelerinin hormonal sebeple anagen (büyüme – gelişme) faza girmesi sonucu canlı, parlak, kaliteli ve sağlıklı saç görünümü ortaya çıkar. Hamilelik ve emzirme dönemlerinde saçta renk ve şekil değişikliği yaratacak kimyasal işlemlerin ertelenmesini öneriyoruz.

Tırnak değişiklikleri:

  • Çizgilenme ve kırılmalar: Birtakım vitamin ve mineral eksiklikleri nedeniyle görülürler. Takip eden hekimler tarafından destekleyici takviye tedaviler verilmelidir.
  • Tırnak batması: İleri aylarda kilo artışı ve ödem dolayısıyla ortaya çıkar. Çok rahat ayakkabı tercih edilmeli, sorun hissedildiğinde dermatoloji uzmanına başvurulmalıdır.

İnmün sistem (bağışıklık) değişiklikleri ile ilgili belirtiler: Mantar enfeksiyonları eğilimi artar. Bu durumda bağışıklık farklılıklarının yanı sıra, kilo ve terleme artışının da payı vardır. Mantar enfeksiyonlarından kaçınabilmek için özellikle kıvrım bölgelerinin (kulak içi, kulak arkası, boyun, kol altı, göğüs arası ve altları, göbek çukuru, kasık, ayak parmak araları) banyo sonrası çok iyi kurulanması, pamuklu çorap ve çamaşırların tercih edilmesi çok önemlidir.

Derinin gerilmesi ve bebeğin basısıyla oluşan değişiklikler, özellikle son 3 ayda görünürler:

  • Cilt çatlakları (stria) gebeliğin erken aylarında dermatolog önerisi ile cilt elastikiyetini arttıran, kimyasal olmayan, bebeğe zarar vermeyecek tıbbi kozmetik ürünlerin uygulanmasına başlanmalıdır. Bunlar, masajla tatbik edilmelidir. Gebelik kilomuzu kontrolde tutmak esas olmalıdır, kendimize değil bebeğimize yetecek kadar kilo alınması en doğru olandır.
  • Sellülit (bu döneme uygun hafif egzersizler, gerekli uzmanlar tarafından planlanarak sorun şiddeti hafifletilebilir).
  • Bacak ve ayak sırtı ödemleri.
  • Toplardamar sorunları (varis, hemoroid v.b).

Gebelik öncesinde var olan birincil cilt hastalıkları (sedef hastalığı v.b): Gebelik ve lohusalık döneminde bu hastalıkların seyri değişken olup, bir grupta ataklarda artış ve kötüleşme, bir grupta ise dinlenme (hastalık aktivitesinde azalma) görülebilir. Bu nedenle dermatolog kontrolünde olmaları şarttır.

Gebelik ve doğum sonrası dönemin ayrılmaz tıbbi üçlüsü jinekolog, diyetisyen ve vücudumuzun en büyük ve dış dünyaya açılan, insanlar arası iletişimde en önemli organı deri olduğu için, elbette dermatolog olmalıdır.

3.GÜN: LEKELER VE TEDAVİLERİ:

Cilt güzelliğine gölge düşüren lekeler özellikle yaz aylarının yaklaşması ile güzellik gündemimize yerleşiyor. Peki, bu lekelerden korunmanın yolları ve tedavileri nelerdir?

Leke cilt yüzeyinde gözle görünen, dışarıdan fark edilen, normal deriden farklı tonda, deri ile aynı seviyede olan birtakım lezyonlardır. En önemli oluşum faktörü güneş olup, bir günlük veya bir yaz tatili süresince maruz kalınan güneş ışığı ile değil, çocukluk çağından itibaren maruz kalınan güneş ışığının geç dönemde ortaya çıkan dejeneratif etkileri ile gelişir.

Yanı sıra kadın cinsiyette gebelik, doğum, lohusalık gibi hormonal farklılığın olduğu dönemler ile bazı ilaçlar (özellikle östrojen içeren doğum kontrol hapları, kortizonlu ilaçlar v.b) yatkınlık yaratabilir. Özellikle esmer tenlilerde daha belirgin olarak izlenir.

Sözü edilen dönemlerde ve yatkın ten tipindekilerde dermatolog önerisi ile önleyici veya hafifletici, güvenli tıbbi kozmetik güneş koruyucuların kullanımı ihmal edilmemelidir. Vücutta D vitamini yapımında hayati önemi olan güneş ışığını, yüz derimiz yerine el sırtı gibi başka bir vücut bölgesi derisinden almamız daha uygun olacaktır, çünkü biz hanımlar için yüz derimiz en değerli giysimiz, en kıymetli mücevherimizdir. Ve yine hepimiz biliyoruz ki korunmasız ve cömert güneşlenme, giysimizin vaktinden evvel kırışmasına ve lekelenmesine sebep olacaktır. Hâlbuki onu uzun yıllar özenle korumak, gençliğini ve güzelliğini sürdürmek bizim elimizdedir.

Ten renginin, leke yatkınlığında çok önemli bir faktör olduğunun altını özellikle çiziyor ve esmer tenin dezavantajlı olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

Güneşlenirken özellikle dikkat edilmesi gereken çok önemli hususlardan bir tanesi de alkol ve esans içeren kozmetiklerdir. Bu maddeler ki en bilineni parfümlerin içeriğinde bulunan bergamot yağı olup, güneş ile reaksiyona girerek lekelenmeye sebep olur. O yüzden leke öyküsü olan kişilerin cildine tatbik ettiği maddelerin alkol ve esans içermemesi gerekir. Bu kişiler dermatolog danışmanlığında ürün seçmelidirler.

Leke tedavileri, diğer tüm tedavilerde olduğu gibi kişiye özel olmalıdır, tedavi öncesi karanlık odada wood lambası aracılığı ile leke seviyesi (üst – alt deri) belirlenir. Bu analize göre yüzeyden derine basamaklı tedavi sistemi uygulanır. Yüzey yenilemede kimyasal ve fiziksel peeling seansları dönüşümlü olarak kullanılır. Seans süreçleri tamamlanana kadar uygulama sonrası mutlaka güneşten korunulmalı, ayrıca hassasiyet yaratıcı kese lif ve yoğun ısı kaynaklarından (kaynar su ile duş, sauna, hamam v.b) kaçınılmalıdır.

Leke tedavisinde özellikle bilmemiz gereken şey, leke meyli yaratan faktörlerle karşılaşma olduğu sürece, lekenin zaman içerisinde (tedricen) geri dönüşünün kaçınılmaz olmasıdır. Bu yüzden lekesiz ya da lekesi çok hafifletilmiş cilt görünümüne kavuştuktan sonra, bu durumu korumak için gerekli hayati hususlar, dermatolog önerisi ile bize uygun güneş koruyucunun düzenli kullanımı ve her yıl sahil tatili bitiminde sözü edilen yöntemlerin hatırlatma seanslarının tekrarlanmasıdır.

Güneşimden vazgeçemem diyenler için öneriler:

  • Güneşli sezonda güneş koruyucularımıza ilaveten doğal A vitamini (Beta karoten), doğal A vitamini kaynağı olan sarı turuncu gıdaların (havuç,kayısı v.b) abartıya kaçmadan yeterli tüketimi.
  • Sonbahar kış aylarında, yazdan kalan koyulaşmış lekeleri hafifletecek ve derine işlemesini engelleyecek dermatolog gözetiminde peeling, mezoterapi ve PRP uygulamaları.
  • Bilinmesi gerekenler: Her zaman kimyasal değil, doğal ve organik ürün kullanımından yanayız ancak doğal ürünlerin, örneğin bitki ve meyvelerin, laboratuar ortamında muameleden geçirilip, asiditesi (pH), formülü deriye uygun hale getirilmeden, içeriğindeki birtakım tahrişe veya güneş alerjisine sebep olacak maddeler uzaklaştırılmadan, doğal haliyle yüz derisine tatbiki sağlıklı değildir.
  • Ağız yoluyla alınan E vitamini kapsüllerinin içeriğinin cilde uygulanması, E vitamininin kıl büyümesinde direkt etkili olması sebebiyle uygun değildir. Oysa hazır kozmetik ürünlerin içerisindeki E vitamininin konsantrasyonu ve miktarı, laboratuar ortamda cilde uyumlu hale getirilmiştir. Sigara ve sigara dumanından cildimizin sağlığı için uzak durmalıyız.
  • Günde mümkünse 7 – 8 bardak su tüketmeliyiz. Yağlı ve şekerli gıdalara rağbet etmemeliyiz ve en önemli gençlik ve sağlık kaynağının pozitif düşünce gücü ve pozitif ruh hali olduğunu unutmamalıyız.

4.GÜN: GÜNCEL ANTİ –AGING YÖNTEMLER:

Kadın her yaşta genç ve güzel görünmek ister ancak günümüzde kadınlar kadar erkekler de genç ve göze hoş görünmenin sırrını keşfetme yollarını arıyor. İşte gençleşmenin formülü olan güncel anti – aging yöntemler:

Anti-aging (gençleştirici yöntemler) etki ve uygulama yollarına göre farklı başlıklarda incelenebilir. Bunların bir kısmı aslında cildin yapısında (tekstüründe) gençleştirici bir etkisi olmayıp, bir tür illüzyonla şekli değişiklik yaratarak gençlik hissi oluşturan yöntemlerdir.

  • Botox: özellikle üst yüzde 5 – 10 dakikalık kısa süreli bir uygulama sonrası 4. günde etkisi başlayan ve ortalama 4 – 6 ay süreyle devam eden mucize bir uygulamadır. Özellikle en geç 30’lu yaşların ikinci yarısında başlanılıp, düzenli aralıklarla tekrarlandığında, mimik kası aktivitesine bağlı kırışıklıkların yerleşmesi engellenir. Takvim yaşının gerisinde bir yüz görünümü elde edilir, daha ileri yaşlarda ve kırışıklıklar yerleşmiş olsa da, tek başına ya da diğer yöntemlerle kombine edilerek, kişinin arzu ettiği hoş görünüm sağlanır
  • Dolgu: Kalıcı ya da süreli, farklı tipleri mevcuttur. Yer çekimine bağlı gevşemiş olan, yüzün alt yarısındaki olukların doldurulmasında, üst yüzde yerleşmiş ve derin mimik çizgilerinde, botoxla beraber ya da yüzün belli noktalarına (elmacık kemikleri gibi) volüm (hacim) kazandırmak amacıyla uygulanır.
  • Cilt kalitesini arttırıcı anti-aging uygulamalar: Genel olarak sağlıklı, ışıltılı, hafif sıkı ve diri bir cilt görüntüsü yaratır. 20’ li yaşlardan itibaren uygulanabilirler, cildin sigortası işlevini görürler.
  • Peelingler (kimyasal – fiziksel): Yıllar içerisinde derinin üst katmanı (ölü deri = stratum corneum) doğal yağ salgısı (sebum), ultraviole (güneş ışığı), çevre kirliliği, makyaj kalıntıları sebebiyle kalınlaşarak adeta bir zırh halını alır ve sonuç olarak alttaki taze hücreler nefes alamadığı için donuk, mat, lekeli ve yaşlı bir cilt görünümü ortaya çıkar. Bunu engellemek amaçlı her yıl sonbahar kış gibi güneşli olmayan mevsimlerde, bir dermatolog kılavuzluğunda ve gözetiminde kişiye özel tasarlanmış seanslar uygulanır.
  • Mezolifting (vitamin enjeksiyonları): Orta deride kolajen – elastik lif yapımı için gerekli bütün vitaminler, mineraller, koenzimler, büyüme faktörleri, somon DNA’ sı gibi maddeler, kokteyl halinde, belli bir protokolde, seanslar halinde, cilt içine enjekte edilir.
  • PRP, kişinin kendi kanı belli devirde ve belli sürede santrifüjden geçirilerek onarıcı ve yenileyici hücresel faktörlerden zengin sıvı kısım (plazma) ayrıştırılarak, seanslar halinde, özel bir program çizilerek yine cilt içine enjekte edilir.
  • Otolog fibroblast transplantasyonu: Kişinin güneş görmeyen bir deri bölgesinden (kulak arkası, üst kol iç kısmı gibi) alınan biyopsi materyalinden, uluslararası standartlara sahip bir laboratuvarda, hücre kültüründe çoğaltılarak elde edilen fibroblastlar, sorunlu bölgelere enjekte edilir.
  • Kontrollü termal hasar esasına dayalı, cihazlı uygulamalar: Bütün bu girişimlerle, hasara cevaben belli bir sürede kollajen – elastik lif yapımı uyarılarak, cilt kalitesi artışı sağlanır.
  • Lazer sistemleri: En güncel ve güvenilir olan fraksiyone lazer uygulamalarıdır. Mutlaka dermatolog görüşü ile ve yine bir dermatolog gözetiminde uygulama tercih edilmelidir.
  • Odaklı ultrason cihazları.
  • Radyofrekans.

Deri yaşlanmasında en önemli çevresel risk faktörlerinin, güneş ve sigara olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda, cildimiz, tükettiğimiz besin gruplarını, yaşam şeklimizi ve ruh halimizi yansıtan bir ayna gibidir. Bundan dolayı genç ve güzel bir görünümü korumak, tek başına cildimiz ile ilgili bakımlarla mümkün değildir. Dengeli beslenme, yeterli uyku, bol su tüketimi, egzersiz, olumlu düşünce ve davranış modellerinin önemi de inkar edilemez .

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.